İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kutná Hora, Veba Salgını ve İskelet Kilise

Content Protection by DMCA.com

Bir kilise düşünün: içeride karşınıza çıkan ilk şey insan kemikleri ve kafatasları… Tepkiniz ne olurdu? Hangi akıl, bir binanın inşasında insan kemiklerini kullanabilir! Mimarisinde insan iskeletleri kullanılan Sedlec Manastırı ya da Çekçe adıyla Kostnice Sedlec, Çekya’nın belki de en ilginç ibadet yeri.

İstanbul (Gezegenden Notlar) – Kutná Hora; Çekya’nın Bohemya bölgesinde ortaçağ, gotik, rönesans ve barok mimariyle donanmış küçük bir şehir. Tarih içinde kültürel anlamda Prag’la boy ölçüşmüşlüğü de var, ne var ki günümüzde adı pek anılmıyor. Yine de Unesco’nun Dünya Mirası Listesi’nde kendine yer bulmuş. Evvelce, Prag’ı bir gezi yazısı (Ekim 2014) olarak yayınlamış olsam da, Kutná Hora‘da bulunan bu ilginç kiliseyi ayrıca kaleme almak bir türlü kısmet olmamıştı. Gelin şimdi bu gotik kilisenin geçmişine bir göz atalım.

Kilisenin İçinden Bir Görünüm

Kilisenin yapımında 40 binden fazla insan iskeleti, dekor unsuru olarak kullanılmış. Ölümü yaratıcılıkla birleştirirken aynı zamanda onun kaçınılmaz olduğunu da hatırlatan oldukça somut bir örnek. Duvarlara asılı kemikler, tavandan sarkan kemikler, kemiklerle süslü kirişler ve kapılar, kemiklerden yapılmış büyük bir avize…

İskelet Kilisenin Hikayesi

Şehrin hikayesi, 1142 yılında buraya bir manastır kurulmasıyla başlamış. Bohemya’daki ilk Sistercian Manastırı olan Sedlec Manastırı, Kral’ın emriyle derhal inşa edilmiş. Ve buradaki rahibelerin başlıca görevlerinden biri, manastır çevresinde toprak ve arazilerin yetiştirilmesiymiş. Böylece şehir de azar azar büyümeye başlamış.

Takvimler 1278 yılını gösterdiğinde Kral I.Otakar, Sedled Manastırı’nın baş rahibi Heinrich’i diplomatik bir görevle, kutsal topraklar olarak sayılan Kudüs’e göndermiş. Heinrich, elçi olarak gönderildiği bu topraklardan ülkesine geri dönmeden önce, İsa’nın çarmıha gerildiği yer olan Golgatha’dan bir kavanoz dolusu toprak almış. Döndüğünde ise bu toprağı Sedlec Manastırı’nın yanındaki mezarlık boyunca savurmuş. İşte; asıl hikaye bu kutsal toprağın karıştığı mezarlık ile başlamış oluyor.

İskelet Kilise’nin Avizesi

Kudüsten getirilen toprak, masantırın mezarlığını dönem insanlarının gözünde kutsal bir anlam kazanmış. Bu sayede manastır, dönemin belki de en popüler ibadet yeri olmuş. Öyle ki manastırın şânı, yalnızca Bohemya’da değil, tüm Orta Avrupa’da kulaktan kulağa yayılmış. Bunun doğal bir sonucu olarak, ölen yakınlarını bu mezara gömmek isteyen birçok insan olmuş. Özellikle de soylu kesim. Durum böyle olunca mezar sayısı da zamanla çoğalmaya başlamış.

Dünyanın Kaderini Değiştiren Kara Ölüm

Tarih kitaplarında mutlaka bir yerlerde rastlamışsınızdır. Orta Asya’nın Tibet bölsinde başladığı varsayılan, sonrasında Avrupa’ya yayılan küresel veba salgını. Kara Ölüm sıfatıyla nam salmış ve yoluna kattığı her bölgeyi kasıp kavuran bu salgın, 1347’den itibaren Avrupa’yı avuçlarının içine almış. Hem Prag’ı hem Kutna Hora’yı adeta kırıp geçirmiş. Sedlec Manastırı ise bu salgında ölen insanların cesetlerini gömmek için uygun bir lokasyon olarak görülmüş. Konu 30 binden fazla ceset olunca mezar sayısı da kaçınılmaz olarak sınıra ulaşmış ve mezarlığı genişletmek zorunda kalmışlar.

Toggenburg’daki bir İncil’de yer alan Veba Salgını tasviri (1411)

Salgından Sonraki Dönem

Din reformu uğruna ömrünü adamış Jan Hus milli kahraman ilan edilse de, Konstanz konsili tarafından yakılarak idam edilince Çek halkı ayaklanmaya başlamış. Haber Prag’a kadar ulaşmış. Almanlara duyulan öfke artarak askeri çatışmalara dönüşmüş. Böylece 1419 yılından itibaren başlayan Hussit Savaşları, yaklaşık 17 yıl süreyle ülkeyi kana bulamış. Savaşta ölenlerin cesetleri nereye gömüldü dersiniz?

Sonraki yıllarda buraya bir şapel inşa etmek istemişler. Ayrıca yeni ölüler için mezarlıkta yer de açılması gerekiyormuş. Böylesi bir doluluktaki bir mezarlıkta yapılacak tek bir şey kalmış. Bir All-Saints kilisesine sahip başrahiplerden biri, mezarlığın ortasına gotik tarzda bir kilise ve kilisenin altına inşa sırasında kazılarak çıkarılan kemiklerin depolanması için bir şapel inşa etmeye başlamış. İskeletleri şapele istifleme görevi ise 1511 yılında yarı kör olan bir rahibe verilmiş.

Kilisenin İçinden Bir Görünüm

Savaşlar ve din çatışmaları arttıkça ölüler de çoğalmış. Çare yine mezarları açmakla bulunmuş. Şapelin içinde istiflenen kemikler içeriyi de doldurmaya başlamış. Böylece mezarlar açılıp oradan çıkarılan kemiklerle mezarlıkta küçük piramitler oluşturulmaya başlanmış. Sonuç aşikâr.

Kilise Tekrar Elden Geçiriliyor

Ön duvar zamanla dışarı eğilmeye başlayınca bir tadilat kararı çıkmış. Ön duvarı desteklemek için yeni bir giriş inşa edilmiş ve hatta üst şapel yeniden inşa edilmiş. Çek mimar Jan Santini Aichel’in üstlendiği bu tadilat 1703 yılından itibaren başlayıp 7 yıl sürmüş. Santini, mezarlıktaki piramitleri bozarak oradan çıkan kemikleri şapelin iç dekorasyonunda kullanmış. Böylece gotik tarzdaki bu kilisenin iç dekorasyonu, barok üslupla yeniden düzenlenmiş oluyor.

Kilisenin İçinden Bir Görünüm

Kilisenin iç yapısının estetik unsurlara sahip olması, biraz da ahşap oymalarından kaynaklanıyor. Kemiklerle ustaca harmanlanmış bu oymaların sahibi, 1870 yılında Schwarzenberg ailesinin girişimleriyle işe alınmış bir ahşap oymacısı: František Rint. Kiliseyi yeni baştan elden geçirip, uygun kısımlara ince ahşap işlemeler ekleyerek kemiklerin verdiği hasvetli havayı biraz olsun hafifletiyor. Ustalığına diyecek söz yok. İmzasını kilisenin girişindeki duvar oymalarında görebilirsiniz.

Bir de Çek yönetmen Jan Švankmajer’den bahsetmek gerek. Rint’in ahşap işlemelerini yaptığı senenin yüzüncü yıldönümünde bir belgesel çekmek üzere görevlendirilmiş bu yönetmen. Çektiği film malesef 10 dakikalık bir süreye kısaltılarak kesilip biçilmiş ve üzerine bir tur rehberinin ses kaydı eklenmiş.

Fakat filmin bu versiyonu bile, Komünist Çek yetkilileri rahatsız etmiş. Hatta kilisenin yıkımı gündeme getirilmek istenmiş. Bu sebeple filmin müziği değiştirilerek yerine kısa bir konuşma eklenmiş. Üzerine de Zdeněk Liška’nın “Bir kuşun portresi nasıl çizilir” şiirinin caz düzenlemesi eklenmiş. 1989 yılında Çekoslovakya’nın parçalanmasıyla sonuçlanan Kadife Devrim’den sonra, tur rehberinin konuştuğu original versiyon yeniden kullanılmaya başlanmış.

Kilisenin bahçesinden bir görünüm

Eğer kiliseyi görmek isterseniz, Kutná Hora’ya ulaşım ile kısa bir bilgi vermek istiyorum.

Tren, Praha Hlavní Nádraží’den (Prag Tren İstasyonu) Kutná Hora’ya, Kolín’den aktarmalı olarak 1 saat 15 dakikada ulaşıyor. (fiyat 104 czk) “Florenc” ve “Háje” olmak üzere iki farklı şehirlerarası terminalden saatbaşı otobüs seferleri de mevcut (ortalama fiyat 70 czk). Fakat Otobüsü tercih ederseniz yolculuk süreniz yaklaşık 1 saat 45 dakika olacaktır.

Doğum ile ölüm arasına sıkıştırdığımız ve çoğunlukla günübirlik zevklere odaklanarak sürdürdüğümüz hayatlarımız boyunca kimbilir daha neler göreceğiz. Çıkacaksa karşımıza, ölümün bile hayırlısı çıksın.

Saygılar, sevgiler…
Ufuk Erdal

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: